Velayet Hakkının Sınırlarının

Aile Şirketleri Kapsamında Değerlendirilmesi

Av. Mertalp Yıldırım LL.M.

 Aile şirketlerinde sık karşılaşılan sorunlardan biri de şirket içerisinde bulunan hissenin miras yoluyla çocuğa kalmasi halinde bu hisselerin yönetimi ve yonetimde velayet sahibi ailenin ne kadar rol oynayacağı ve bu durumda ne gibi aksiyonlar alınabileceği oluyor.

Çocuğun miras sonucu elde ettiği malvarlığı velayet altında olduğu müddetçe veli tarafından yönetilir. Veli bu yönetim yetkisi ile ilgili her türlü borçlandırıcı ve tasarruf işlemini yapabilir.  Ancak bu malların yönetme hakkı veli açısından sınırsız değildir. Veli çocuğun mallarının yönetimi esnasında malları tehlikeye düşürecek ve çocuğun malvarlığını azaltacak herhangi bir işlem yapamayacağı gibi velinin malların yönetimi açısından özen gösterme ve sadakat borcu bulunmaktadır. Aynı zamanda ana ve baba çocuğun mallarını “iyi bir yönetici gibi” yönetmekle yükümlüdür. Bu yönetim hakkının içine ticari işletmenin gerektirdiği her türlü yönetim işleri de dahildir.  Çocuğa miras olarak şirketin hisseleri kalması durumunda sınırlı ehliyetsizin yönetimde söz hakkı olamayacağından ve yukarıda belirtilenler ışığında vekâleten bu görevi yerine getirecek olan çocuğun anası ve babası bu yönetim hakkını iyi bir yönetici gibi kullanması gerekmektedir.

Her ne kadar Şirketin yönetiminin uzmanlık gerektiriyor olması nedeniyle ve yönetim hakkının iyi bir yönetici olarak kullanılması gerekmesi sebebiyle, bu yönetimin bu konuda uzman bir 3. Kişiye bırakılması düşünülebilse de velayet hakkının kullanımı kamu düzenine dayanmaktadır. Bu sebepten ötürü Yargıtay’ın bu konuya ilişkin görüşü de velayet hakkının kullanılmasına yönelik bu yolda yapılan bir kısıtlama hangi sebebe dayanırsa dayansın, kapsam ve niteliği ne olursa olsun kanuna aykırı olacağı yönündedir. Velinin velayet hakkının sınırlandırılması, öncelikli olarak velinin tasarruf hakkının ortadan kaldırılması ile mümkün olabilmektedir. Bu bağlamda sağlar arası bir sözleşme ya da ölüme bağlı tasarrufla sınırlama yapılması mümkün değildir. (Yargıtay 2. HD E. 1996/8377- K. 1976/9404)